Pardösülü
Gelecek
Amerika'da Superman gökten indi, Fransa'da Valérian yıldızlar arası zamanda dolaştı, Japonya'da Astro Boy insan olmaya çalışan bir robottu. Peki İtalya'da bilim kurgu çizgi romanı ne anlattı? Cevap beklenenden karanlık: Katmanlı bir megapol, özelleştirilmiş bir polis teşkilatı, kızını kurtaramamış eski bir dedektif ve otuz yılı aşkın süredir kesintisiz yayımlanan bir seri — Nathan Never.

İtalya'nın en çok satan aylık dizisi bir süper kahraman değil, bir dedektiftir; kostümü yoktur, pardösüsü vardır. 1991'de ilk sayısı çıktığından bu yana Nathan Never, 400'ün üzerinde sayıya ulaştı ve İtalyan bilim kurgu çizgi romanının üç ayrı kolunu — çocuk dergilerinin serüven anlatısı, yeraltı kültürünün karşı-çıkışı ve Bonelli'nin halk anlatıcılığı geleneğini — tek bir şehirde birleştirdi. Bu şehrin adını bilmeseniz bile, ona benzeyen bir yer görmüşsünüzdür: alt katlarında yoksulluk ve mutasyon, üst katlarında şirketler ve güvenlik kameraları olan, film Blade Runner'ı hatırlatan ama ondan çok daha uzun soluklu bir gelecek.
İtalya'da bilim kurgu neden çizgi romanla başladı?
İtalyan bilim kurgusunun kurucu metni bir roman değil, bir çocuk dergisi ekidir. Cesare Zavattini'nin tasarladığı, Federico Pedrocchi'nin senaryolaştırdığı ve Giovanni Scolari'nin çizdiği Saturno contro la Terra, 31 Aralık 1936'da I tre porcellini dergisinde yayımlanmaya başladı; seri daha sonra Mondadori'nin Topolino ve Paperino gibi yayınlarına taşınarak 1946'ya kadar sürdü (Treccani). Uzay istilası, çılgın bilim insanları ve gezegenler arası savaş gibi pulp motifleriyle örülü eser, "ilk İtalyan bilim kurgu çizgi romanı" unvanını konuşma balonu kullanmayan 1935 tarihli S.K.1 ile paylaşsa da, türün ilk büyük süreklilik gösteren serisi olma özelliğini taşır (Fumettologica).
Satürn'ün diktatörü Rebo, yalnızca uzaylı bir tiran değil, 1930'ların otoriter lider imgelerini taşıyan bir figürdü; bilim insanı Dr. Marcus'un buluşları ise bir savunma aracına dönüştürülmüştü. Bilim burada kendi başına iyi ya da kötü değil, doğrudan siyasi iradenin çoğaltıcısıydı — İtalyan bilim kurgusunun daha sonra defalarca tekrar edeceği bir fikir.
1970'lerin sonunda tür, çocuk dergilerinden yeraltı kültürüne sıçradı. Stefano Tamburini'nin yarattığı, Tanino Liberatore'nin çizdiği RanXerox, 1978'de Cannibale dergisinin sayfalarında doğdu (Oxford University Press, 2023). Fotokopi makinesi parçalarından yapılmış, şiddete eğilimli bu android, geleceğin teknolojisini bir ilerleme ideali olarak değil; tüketimin, uyuşturucunun, polis baskısının ve kentsel yabancılaşmanın grotesk bir uzantısı olarak temsil ediyordu. Akademik literatürde eser, 1977 hareketinin siyasal hayal kırıklığını 1980'lerin hedonist yüksek teknoloji kültürüne bağlayan bir "politik android" anlatısı olarak okunur. Liberatore'nin hipergerçekçi anatomisi bedeni kahramanlaştırmıyor, aşırılaştırıyordu: Roma'nın geleceği parlak bir mucize değil, bugünkü şiddetin yoğunlaştırılmış hâliydi. Eser William Gibson'ın Neuromancer'ından önce yüksek teknoloji ile düşük yaşamı birleştiren Avrupa siberpunk duyarlılığının erken örneklerinden biri sayılır.
Üçüncü kol ise çok daha geniş bir okur kitlesine seslendi. Alfredo Castelli'nin 1982'de yarattığı Martin Mystère, arkeoloji, sözde-bilim, kayıp uygarlıklar ve alternatif tarih arasında dolaşarak Sergio Bonelli Editore'nin aylık, uzun soluklu "fumetto popolare" (halk çizgi romanı) modelini bilim kurguya açan bir köprü oldu (Sergio Bonelli Editore). Atlantis, kayıp teknolojiler ve dünya dışı temaslar üzerinden, bugünkü uygarlığın sandığımız kadar özgün olup olmadığını sorguladı — Bonelli okurunu bilim kurguya hazırlayan asıl geçiş serisiydi.
Aynı dönemde Disney Italia da kendi bilim kurgu atılımını yaptı. Donald Duck'ın maskeli kimliği Paperinik, 14 Mart 1996'dan itibaren PK – Paperinik New Adventures (PKNA) ile yapay zekâlar, uzaylı imparatorluklar, zaman polisi ve paralel tarihlerle karşılaşan gerçek bir bilim kurgu kahramanına dönüştürüldü (Panini Comics). Paperinik'in yapay zekâ yardımcısı Uno, Evronian istilası ve zaman polisi Lyla Lay ile seri, mizahi süper kahramanlıktan kapsamlı bir uzay operasına genişledi; sayfa tasarımında Amerikan çizgi romanının geniş panelleri, manga hız çizgileri ve dijital renk teknikleri bir araya geldi. Böylece İtalyan bilim kurgusu, yalnızca yetişkin okura değil, çocuk ve genç okura da açık, renkli bir ana akım forma kavuştu.
Nathan Never kimdir ve neden bir süper kahraman değildir?
Michele Medda, Antonio Serra ve Bepi Vigna, Bonelli için Martin Mystère ve Dylan Dog öyküleri yazdıktan sonra 1980'lerin sonunda kendi bilim kurgu serilerini yayınevine önerdiler. Nathan'ın ilk görünümü, Nisan 1991'de sınırlı sayıda basılan on dört sayfalık Numero Zero oldu; düzenli seri Haziran 1991'de Agente Speciale Alfa ile başladı (Fantascienza.com). Bu, Bonelli'nin bütünüyle bilim kurguya ayrılmış ilk düzenli serisiydi.
Karakterin görünümü tesadüfen oluşmadı. İlk tasarım aşamasında Nathan'ın yüzü için Mickey Rourke'un Year of the Dragon filmindeki hâlinden hareket edilmiş, ardından karakter bağımsız bir kimliğe kavuşturulmuştur. Uzun pardösüsü onu klasik dedektif figürüne bağlar; beyazlaşmış saçları ve bakımsız sakalı ise geçmişteki travmasını sürekli görünür kılar. Bepi Vigna'nın kendi ifadesiyle pardösü neredeyse bir süper kahraman pelerini gibi işlev görürken, beyaz saç doğrudan suçluluk duygusunun simgesidir (Fantascienza.com).
Bu suçluluğun bir kaynağı var: Nathan, geçmişi trajediyle biçimlenmiş eski bir polistir. Peşinde olduğu suçlu Ned Mace, eşi Laura Lorring'i öldürmüş ve küçük kızı Ann'i kaçırmıştır. Ann, ağır bir psikolojik travma içinde bulunur ve pahalı bir bakım kurumuna yerleştirilmek zorundadır. Alfa Ajansı'nın yöneticisi Edward Reiser, Nathan'a hem kızının tedavisini finanse edebilme hem de mesleğe dönme olanağı sunar. Böylece kahramanın görevi yalnızca bir adalet arayışından değil, babalık suçluluğundan ve ekonomik zorunluluktan da beslenir (Biblioteca Salaborsa).
Peki bu adam neden bir süper kahraman değil de bir ajan? Çünkü Nathan Never'ın dünyası, gücün kostümlü bireylerde değil kurumlarda toplandığı bir gelecek tasavvur eder. Serinin başlangıç dönemi, yaklaşık 2177 yılına, çoğunlukla yalnızca "Şehir" olarak anılan katmanlı bir megapole yerleşir. Alt seviyeler yoksulluk, suç, biyolojik kirlenme ve terk edilmiş altyapıyla; üst katlar ise şirketler, siyasal iktidar ve teknolojik ayrıcalıkla tanımlanır. Dünya, 2024 felaketlerinin ardından ekolojik ve toplumsal olarak parçalanmıştır; insanlığın bir bölümü yörünge istasyonlarına yerleşmiş, Dünya ile koloniler arasında gıda, üretim ve siyasal bağımsızlık sorunları doğmuştur (Fantascienza.com; Biblioteca Salaborsa).
Nathan'ın çalıştığı Alfa Ajansı, bu dünyanın küçük bir modeli gibidir: ilk ortağı Legs Weaver, bilgisayar uzmanı Sigmund Baginov, robot Link, mutant haklarıyla özdeşleşen Branko, eski sanat hırsızı May Frayn. Bu kadro aracılığıyla seri, insanın tek ve değişmez bir kategori olmadığı fikrini sürekli işler. Legs'in 1995'te kendi serisine kavuşması, Nathan'ı tek kahramanlı bir diziden paylaşılan bir evrene dönüştürdü (Sergio Bonelli Editore).
Teknoloji burada neden kimseyi kurtarmıyor?
Nathan Never'ın en belirgin özelliği, teknolojik ilerlemeyi ahlaki ilerlemenin garantisi saymamasıdır. Robotlar, mutantlar, klonlar ve sibernetik insanlar çoğu zaman "canavar" değil, hukuki ve etik özneler olarak ele alınır. Branko'nun mutant hakları mücadelesi biyolojik farklılığın nasıl siyasal ayrımcılığa dönüştüğünü; Link ve diğer yapay varlıklar bilincin biyolojik bedene bağlı olup olmadığını; klon anlatıları ise kimlik ile belleğin ilişkisini sorgular. Bu yaklaşım, Asimovcu robot etiğini siberpunk'ın beden ve ağ sorunlarına, polisiye öykülerin suç ve sorumluluk sorularına bağlar.
Bir diğer temel mesele, kamusal güvenliğin özelleştirilmesidir. Alfa Ajansı, polisin yanında çalışan özel bir örgüttür; dolayısıyla Nathan sık sık adalet ile müşteri çıkarı arasında sıkışır. Şirketler ve güvenlik kurumları, serinin devletin yerine geçmiş yekpare kötüleri değildir; daha tehlikeli biçimde, devletle iç içe geçmiş ve hesap verme sınırları belirsiz yapılardır. Nathan'ın dürüstlüğü onu yalnızca suçlularla değil, kendi işvereniyle ve siyasal otoriteyle de çatıştırır.
Nathan'ın kişisel bir tuhaflığı da bu çelişkiyi özetler: geleceğin insanı olduğu hâlde duygusal güvenliği geçmişin maddi kültüründe — eski kitaplarda, filmlerde, kayıtlarda — arar. Teknoloji hızla gelişmiştir, ama insanın yas tutma, sevme ve suçluluk duyma biçimleri değişmemiştir. Nathan bu yüzden teknolojiye karşı bir Luddite değil; teknolojinin ahlaki ilerlemeyi kendiliğinden getireceğine inanmayan bir hümanisttir (Fantascienza.com).
Serinin ilk yılları Blade Runner'ı, William Gibson ve Bruce Sterling'in siberpunk'ını, Asimov'u, Star Trek, Terminator, Tron, Gundam ve Patlabor'u aynı görsel dünyada birleştirir — ama bunu basit bir taklit olarak yapmaz. Kara film atmosferi aylık bir polisiyeye, mecha ve koloni savaşları uzun soluklu bir politik sürekliliğe, Asimovcu sorular ise karakter merkezli bir melodrama dönüştürülür.
Kurucu yazarlar arasında tamamlayıcı eğilimler görülür: Michele Medda'nın öyküleri ahlaki ikilemler ve noir tonuyla, Antonio Serra'nınkiler geniş süreklilik ve kozmik ölçekle, Bepi Vigna'nınkiler kimlik ve bellek gibi felsefi bilim kurgu sorunlarıyla öne çıkar. Görsel tarafta Claudio Castellini ilk dönemin Amerikan çizgi romanına yakın dinamik enerjisini kurmuş, Roberto De Angelis ise uzun yıllar serinin başlıca görsel mimarı ve kapak sanatçısı olmuştur; düzenli serinin kapakları ilk 59 sayıda Castellini, 60-249 arasında De Angelis, 250'den itibaren Sergio Giardo tarafından çizilmiştir (Sergio Bonelli Editore).
Serinin dönüm noktaları neyi değiştirdi?
Bir aylık serinin otuz yılı aşkın süre canlı kalabilmesi, düzenli aralıklarla geri dönülemez kırılmalar yaşamasıyla mümkün oldu. Bunların en önemlisi Yörünge İstasyonları Savaşı'dır: #157-161 arasında yayımlanan bu çevrimde yörünge kolonilerinin bağımsızlık talebi açık bir çatışmaya dönüşür; Urania istasyonunun Şehir'e düşürülmesi yalnızca dekoru değil, dizinin toplumsal düzenini de değiştirir. Ardından gelen #162 Dopo l'apocalisse, üç yıllık bir zaman sıçramasıyla yeni bir dönemi başlatır (Sergio Bonelli Editore).
#194-199 arasındaki Saga Spazio-Temporale, zaman anomalilerini Şehir'in savaş sonrası yaralarıyla birleştirdi. #239-253 arasındaki Guerra dei mondi, on beş sayı boyunca geçmiş travmaları, Mars siyasetini ve büyük ölçekli savaşı bütünleştiren daha sinematografik bir yapı kurdu. 2016'daki altı bölümlük Annozero: Giorni oscuri, Nathan'ın Alfa Ajansı öncesi dönemini yeniden yorumladı; 2024 tarihli 400. sayı I padroni dei sogni ise medya, savaş ve algı yönetimi üzerine bir hikâyeyle serinin dört yüzüncü basamağına ulaştı.
Nathan Never'ın kalıcılığı, geleceği doğru tahmin etmesinden kaynaklanmaz. 1991'deki bilgisayar ve ağ imgelerinin bir bölümü bugün retrofütürist görünüyor. Serinin gerçek gücü, teknolojik yeniliği insan ilişkileri ve kurumlar üzerindeki etkisiyle birlikte düşünmesinde yatar. Nathan'ın dünyasında gelecek, yeni cihazlardan önce eski sorunların yeni bedenlere bürünmesidir: sınıf ayrımı dikey kentlere, sömürgecilik yörünge istasyonlarına, ırkçılık mutant karşıtlığına, emek sömürüsü androidlere, güvenlik devleti ise özel ajanslara taşınmıştır.
Nathan'ın kuzenleri: aynı geleceğin farklı yüzleri
Nathan Never yalnız değil. Bonelli'nin ve İtalyan bilim kurgusunun geniş ailesinde, aynı toplumsal soruları farklı tonlarda soran birkaç eser daha var.
Druuna. Paolo Eleuteri Serpieri'nin 1985'te başlattığı, resimsel ayrıntıcılığıyla kurulmuş bu biyolojik kâbus evreninde hastalık, mutasyon, dinî otorite, yasaklanmış bilgi ve kapalı kent düzeni iç içe geçer (Heavy Metal). Beden hem salgının savaş alanı hem de iktidarın denetlediği bir nesnedir. Serinin erotik ve zaman zaman pornografik bakışı, Druuna'nın özne olma kapasitesini sık sık bedeninin teşhirine bağımlı kılar; bu yüzden eser bir yandan Avrupa yetişkin çizgi romanının teknik zirvelerinden biri, diğer yandan kadın bedeninin bilim kurgu içinde nesneleştirilmesini tartışmak için sorunlu ama verimli bir örnektir.
Lilith. Luca Enoch'un 2008'de başlattığı seri, zaman yolculuğunu turistik bir tarih anlatısı olmaktan çıkarıp ahlaki bir cinayet problemine dönüştürür. Gelecekte insanlığı yok edecek Triacanto parazitini taşıyan kişileri geçmişte öldürmekle görevlendirilen kahraman, kurbanlarının çoğunun suçsuz olduğunu bilir; her başarı insanlığı kurtarma ihtimalini artırırken kendi doğacağı geleceği de ortadan kaldırabilir. Enoch'un seriyi hem yazıp hem çizmesi, on sekiz albümlük anlatıya belirgin bir bütünlük kazandırdı. Nathan'daki kurumsal ahlak sorunu, burada tek bir kişinin vicdanında yoğunlaşır.
Orfani. Roberto Recchioni ve Emiliano Mammucari'nin 2013'te başlattığı seri, Bonelli'nin ilk bütünüyle renkli düzenli bilim kurgu yayını olarak üretim modeli açısından bir dönüm noktasıdır. Bir felaketin ardından çocukların askerî bir programla süper askerlere dönüştürülmesini anlatan ilk sezon, çocukluk sahneleriyle yetişkinlikteki savaş arasında gidip gelir; ilerleyen bölümler resmî savaş anlatısının ve "yabancı düşman" imgesinin propaganda tarafından nasıl üretildiğini açığa çıkarır. Nathan'ın onlarca yılda kurduğu geniş süreklilik, burada sezonlara ayrılmış, bir televizyon dizisini andıran daha hızlı bir yapıya dönüştürülmüştür.
Bu ailenin ortak paydası, "hard SF"den çok toplumsal, politik ve görsel spekülasyona eğilim göstermeleridir. Teknolojinin nasıl çalıştığından çok, kimin elinde bulunduğu, hangi bedenleri dönüştürdüğü ve hangi iktidar düzenini meşrulaştırdığı sorulur. Nathan Never, Saturno contro la Terra'nın seri macera yapısını, RanXerox'un kentsel tekno-karamsarlığını, Martin Mystère'in araştırmacı tonunu, Japon bilim kurgusunun koloniler ve mecha ölçeğini ve Bonelli'nin karakter merkezli melodramını tek bir seride birleştirirken; PKNA aynı fikirleri daha genç bir okura, Druuna daha bedensel bir kayıtla, Lilith daha tarihsel, Orfani ise daha hızlı ve militarize bir anlatıyla yeniden kurar.
Nathan Never Türkiye'de nasıl bir yolculuk geçirdi?
Nathan Never'ın Türkiye'deki yayın tarihi tek bir kesintisiz edisyondan oluşmuyor. Doğrulanabilen örnekler arasında Boyut Yayıncılık'ın 1996 tarihli fasikülleri, AD Yayınları'nın 1997 baskıları, Lal Kitap'ın 2000'lerde yayımladığı aylık ve ciltli seriler ile Çizgi Düşler'in 2013'ten itibaren görülen kalın ciltleri bulunuyor. Lal Kitap ayrıca Nathan Never Alfa Ajansı, özel albüm ve almanak gibi yan dizileri de Türkçeye kazandırdı.
Ailenin diğer üyeleri de Türk okuruyla farklı zamanlarda buluştu. Martin Mystère, Lal Kitap tarafından Türkçe yayımlanmaya devam eden en yerleşik İtalyan çizgi romanlarından biri. Druuna, 1999'da İthaki tarafından Türkçeye kazandırıldı. Lilith, önce 1001 Roman, ardından Çizgi Düşler tarafından; Orfani / Yetimler ise 2014'ten itibaren Çizgi Düşler tarafından yayımlandı. Buna karşılık Saturno contro la Terra, RanXerox ve özgün PKNA serisi için düzenli ve kurumsal bir Türkçe edisyon kaydına rastlanmıyor — bu, eserlerin hiçbir parçasının Türkçede görünmediği anlamına gelmiyor, yalnızca güvenilir bir yayıncı kaydının tespit edilemediği anlamına geliyor.
Sonuç: Gelecek neden hâlâ bir şehir kadar büyük?
İtalyan bilim kurgu çizgi romanının ayırt edici niteliği, geleceği yalnızca resmetmesi değil, onu seri hâlinde yaşanabilir bir toplumsal alan olarak kurmasıdır. Saturno contro la Terra bu alanın pulp temelini attı, RanXerox onu parçaladı, Druuna bedene taşıdı, PKNA genç okura açtı, Lilith tarihle yüzleştirdi, Orfani modern sezon anlatısına dönüştürdü. Nathan Never ise bütün bu eğilimleri otuz yılı aşan bir süreklilik içinde birbirine bağladı.
Nathan'ın pardösüsü, ne bir süper kahraman pelerinidir ne de bilim kurgunun vaat ettiği parlak geleceğin kostümü. O, hâlâ eski bir polisin üzerindeki, artık hiçbir teknolojinin ısıtamadığı bir kumaş parçasıdır. Belki de İtalyan bilim kurgu çizgi romanının otuz yıldır anlattığı asıl şey budur: Gelecek ne kadar büyürse büyüsün, içindeki insan hâlâ kendi geçmişinin peşinden koşuyor.